Make your own free website on Tripod.com

Geri

“KURTULUŞ SAVAŞINDA KULA’NIN EFELERİ”

YABAYAK EFE

Aşağıda yazılanlar, Mayıs 1999 tarihinde Bülent Turan’ın yakın akrabası olan Mehmet Koyuncuoğlu tarafından anlatılmıştır. Mehmet Koyuncuoğlu, Alo Efe’nin oğlu, Yabayak Efe’nin yeğenidir. Kayıtlar ve yazıya geçirmeler Bülent Turan tarafından yapılmıştır.

17.haziran.1999 Karşıyaka, İzmir

“Yabayak efeyi ve baban Alo efeyi anlatır mısın?”

“Kula Eşrafından Şabanlardan Mehmet oğlu Ali. Bu Ali’de babam oluyor. Bir de kız kardeşi var, Ayşe. Valideleri de var onun ismi de Fadime. Babalarının yani benim babamın ismi babamın babasının ismi, Mehmet oğlu Ali, Mehmet oğlu Mehmet. Mehmet oğlu Mehmet askere gidiyor. Askerden Halep’e gidiyor. Birinci Dünya savaşında Halep’te başlayan savaşta. Mehmet oğlu ali 1316 doğumlu. Mehmet oğlu Mehmet 1311 doğumlu aralarında beş yaş var. Bunlar kardeşler. O askere gidiyor derken o da askerden dönüyor. Alaşehir’de trenden indiğinde don gömlek kalmış. Araplar soymuş bunları, altın var diye. Askerleri soymuşlar don gömlek gelmişler.”

“Hangi yılda geliyor bunu biliyormusun ?”

“1 nci dünya. Yunanlıların bulunduğu zaman. Almanlar yenik düşünce biz de yenik düşmüşüz. Geliyor bakıyor, Yunanlılar var. Bu Alaşehir’de bir Efe daha varmış o bunları giydirmiş. Bir Mehmet Efe daha varmış. Bunların maksadı efelik yapmak falan değil. Kula’ya geldiklerinde orada bir lokantaya girmişler, memleketi Kula’ya geldiklerinde fırına. Fırın varmış lokanta yerine. Dört tane Yunan subayı. Başlaması buradan yani. Dört tane Yunan subayı aşçıya eziyet ediyor. Yemekleri pişiriyormuş tarif ettiğine göre Yunan subaylarının, alıyormuş alıyormuş yere çarpıyormuş aşçıya da küfür ediyormuş dövüyormuş. YABAAYAK EFE (sonradan ismi Yabaayak Efe oluyor) onun o yunanlılarının aşçıya eziyet etmesine dayanamıyor. O dört tane Yunan subayını dövüyor, öldürmüyor. Fırınların altı derindir, çırpılık vardır oraya onları atıyor. Bir kişi dördünü de hallediyor. Herhalde başka arkadaşı da vardır yanında bilemiyorum tabii.

Sonra da bu Söğüt çayı tarafı, Eşme tarafına dağa çıkıyor. Kış günü çerçici gavurlar varmış, Yunanlılar. İki arkadaş bunları görüyor. Çerçici; Kula’nın yerlisi oluyor. Çerçici incik boncuk makara iplik öyle şeyler satarmış. Eşme’ye gidiyorlarmış. Bu zabun damları varmış tam söğüt çayında, Eşme’ye varmadan. Bunlar onları misafir ediyorlar. Yağmur yağıyormuş misafir etmişler yemişler içmişler. Yağmur dinince bunlar yola gitmişler. Şimdi Halil dayının olduğu Çelen köyde o Muzla dağının eteği Eşme’ye varmadan orada. Bunların arkasından yetişiyorlar. Bu iki gavuru öldürüyorlar. Yabaayak Efeyle yanındaki arkadaşı öldürüyorlar tabi. Yunanlılar bunu takip ediyorlar. Kim öldürebilir, kim öldürebilir, öldürse öldürse Yabaayak Efe öldürür. O çok cesaretli bir insan. Sonra onun peşine düşüyorlar. Orda Balıbeyi köyü var, Kula’nın. Balıbeyi köyünün ağasının yolunu kesiyor. Düğün ahalisi varmış, dönüyorlarmış. Ben diyor, bundan sonra artık Yunanla savaşacağım. Bana diyor artık cephane silah neyiniz varsa ister para ister metre ile verin bana. İki tabanca biraz mermi bir mavzer veriyorlar. Ondan sonra dağa çıkıyor. Yunan kovalıyor, o kaçıyor.

Kula’dan bir çok kimseler, yani kanundan kaçanlar onun yanına sığınıyorlarmış. O da kendine göre kural koyuyor. Kimsenin malına, ırzına tecavüz etmek yok. Tabii 45 kişi olmuşlar bu arada. Tabii bazı olaylar olmuş birisinin karısına sarkıntılık yapmışlar, o da dersini vermiş. Bundan sonra Yunan bunu sıkıştırdıkça bu başlıyor Yunan’la mücadeleye. Essanın Efe, arkadaşları o da yanlarına geliyor. Onun ailesini annesini kız kardeşini Demirci’de esir almışlar. Yabaayak Efe’de bunu tutmuş şimdiki Jandarmanın arkasını eteğini kesmiş. Bir boğazı orada nöbet tutmuş. Alaşehir’den gelen gavuru müslümanı ayırt etmeden orada biriktirmiş. Orada Kula’nın Yunan subaylarından bir tanesi içindeymiş. Ona demiş işte, bizim kız kardeşimiz Demirci’de sizin elinizde esir. Bırakın bırakmazsanız gece gelip seni kaldıracağım yatağından, kurşuna dizeceğim. O zaman manyetolu telefonlardan telgraf çekmişler. Bırakın diye haber geldiğinde onlarda Demirci’den almışlar ertesi gün.

Şimdi Kula’nın etrafında bir çok karakol varmış. Amcamın silahı cephanesi kalmadığında gece karakolu basıyormuş, silahları alıyormuş gidiyormuş. Onları uyur vaziyette bırakıyormuş. Sonra Atatürk’ün askerleri gelmeye başlamış. Efe kılığında efe elbisesi giymiş ama asker. Böyle 50 – 20 kişilik guruplarla amcama talimat vermişler Yunanı koşturmayın vurun kaçın, zayiat vermeyin vurun kaçın. Sonra Demirci kaymakamı ile tanışmışlar. Sen, demişler bundan sonra Demirci kaymakamından emir alacaksın. Yabaayak Efe’ye talimat vermişler. 50 kişilik bir gurubu varmış. Askere dağa çıkmış askeri elbiselerle tüm talimatları Demirci kaymakamı veriyormuş. Bunlar kitaplarda yazıyor tabii. Bir gün işte Yunan taburunun geçeceğini öğrenmiş Demirci kaymakamı. Falan yerde buluşalım. Buluşmuşlar. Yunus Emre tesislerine gelmeden Salihli’de Govukdere diyorlar oraya. Pusu kurmuşlar. Yunan taburuna babam ve amcam da makineli tüfekleri varmış. İki tane makineli tüfekle bir taburu yok etmişler. O derenin içerisinde 8 tane öncü Sandal köyüne geldiğinde o öncüleri bırakmışlar. Tabur pusuya düşünce onları yok etmişler. Onu halledince 8 tane öncüyü de halletmişler.

Tabi ondan sonra büyük takip çıkmış. Amcamın arkasından Yabaayak efenin arkasından o da tabi kaçıyor, vurulmaması için kaçıyor. Selendi tarafına. Demirci tarafına, Uşak tarafına. Buralarda bir çok efelerle irtibat kuruyormuş. Bir kervan gelirmiş İzmir tarafından. O kervan Konya’ya kadar gidermiş. Efeler teslim edermiş o kervanı Yunan vurmasın diye. O kervanı gece aşırıyorlarmış. Bir ara bir haber daha gelmiş. Afyon’dan insanları kaçırıyorlarmış. Yunanlılar kızları, genç oğlanları ihtiyarlarla alakası yok. Bir tren dolusu genç kız ve oğlanları. O kaymakamdan emiri alınca anca yetişmiş Akhisar’da. Trenin Afyon’dan çıktığını haber alıyor. Akhisar’da yetişiyor. Demiryolunu Patlatıyor. İçindekileri boşaltıyor. Aradan bir müddet geçiyor, gene aynı haber geliyor. Bu sefer Balıkesir’de yakalamış treni. Yine demiryolunu patlatıyor. Trenin içindeki üç beş askeri vuruyor. Ötekileri yine kurtarıyor.

Tabi bu mücadele aşağı yukarı 2 – 2,5 sene içerisinde oluyor. Bu arada silahlı çingeneler meydana çıkmış. Köyleri soyarlarmış. Amcam bunları haber almış çingenelerin etrafını sarıyormuş. Çeribaşlarını muhabbet edeyim diye kenara çekip hallediyorlarmış. Babam diyor ki iki eşek torbası altın çıkardı çingenelerin torbasından. Demiş bu parayı nerede kullanıyordunuz ? Birinden bir şey aldığımızda yiyecek parasını veriyorduk. Hiç haram ekmek yemedik. Yani köylülerden alıp da bedavaya yemedik. 50 Ekmek geliyor mesela bir seferde biz parasını fazla fazla veriyorduk. Ondan sonra Bozdağ’da Çerkez Hasan adında bir efe türemiş. Kula’nın Balıbeyi köyünden insanları toplamış gitmiş esir almış. Babası bir Salihli’ye götürecek getirecek oğlunu bvöyle bir lira getircek veya on lira. Tabi şikayet konusu olunca bunlar Bozdağ’ın Alaşehir çıkışında bir yueri tutmuşlar. Üç gün beklemişler üç gün sonra bir adam gelmiş eli çıkınlı. Bohçalı. Bohçayı açmışlar bakmışlar kadın elbiseleri. Bu ne ? Ik – mık demişler Biz demişler Çerkez Hasan’ın arkadaşlarıyız. Onunla görüşmeye geldik ama yerini bilmiyoruz. Adam demiş ki ben biliyorum yerini, sizi götüreyim. Bozdağ’ın en uç noktasına kadar atlarla gitmişler. İki tane çadır. Bunlar sarmışlar çadırların etrafını. Birisi basıldık diye ses etmiş. Bir kadın çıkmış çadırdan silahlı adamlar çıkmış. Ellerindeki silahların mekanizmaları yokmuş. Mermileri olmadığı gibi mekanizmaları yokmuş. Boş silah asker gibi kullanıyormuş onları. Ötekiler ellerini kaldırınca, biz Türk’üz, falan gibisinden. Netice belli olmuş. Efe çıktığında onu kolundan vurmuşlar. Silaha davranınca onu kolundan vurmuşlar. Biri efenin kaldığı çadır. Çerkez Hasan’ın. Biri de esirlerin kaldığı çadır. Yörüğün iki hanımı varmış. Birisini Çerkez Hasan almış. Demişler kadına sen adamı niye zehirlemedin ? bak bu kadar adama eziyet ediyor. Yapamadım, edemedim... Çerkez Hasan’ı vurmuşlar. Orada o karıyı da vurmuşlar. Tekrardan onun da kocasını pataklamışlar orda. Oradan geri gelmişler bunlar amcamın arkasına büyük ordular takmışlar. Kula’nın şehitler köyü var. Hamamların orda. Dağa nöbetçileri dikmiş, amcam orda bir yemek istirahat istemişler. Köyde amcam demiş benim içimde bir sıkıntı var, demiş. Helalleşelim. Babam ve arkadaşları ile helalleşmiş. Yemek yemişler bunlar uzanmışlar. Yüksek dağlara tepelere nöbetçi koymuşlar. Nöbetçiler ova Yunan askerinden görünmüyormuş. Nöbetçiler korkudan kaçmışlar. Onları uykuda bırakmışlar. Silah atsa uyarsa uyanacaklar. Onlar Gediz nehrinin olduğu yer. Orası Gediz’i geçip Uşağa doğru gitmiş onlar. Bunlar basılmışlar tabi. Fakat Yunan onları aşağıdan köyün alt kısmından sıkıştırmış. Bunlar boğaza doğru çekilmişler. Ama kayalardan çıkamıyorlarmış. Böyle büyük bir taşın arkasına amcam siper almış. Askeri sistemde savaşıyorlarmış. On bir kişi kademe kademe ateş ederlermiş. Geri çekildiklerinde birbirlerini koruyarak ateş ederlermiş. Amcamın çekilmesine geldiğinde Essanın Efegil arkadaşları 40 kişi Gediz nehrini bele kadar suda geçmişler. Onları ateş hattında bırakmış gitmişler. O gün beş kişi şehit olmuş. Bir babam gazi olmuş, karnından vurulmuş. Yunanlılar durmadan hücum ediyor, 20- 30 kişi kalabalık şekilde sarı maşalı bombalar varmış. Onları atıyorlarmış. Akşam ezanı olmuş. Öğlen başlamış mücadele akşamleyin bir bomba daha patlıyor. Toz duman. Birazda karanlık çöktü. Ondan sonra bulamadılar abimi. Bu orada vuruluyor. Elbisesinden fitil yapıyor, oraya tıkıyor. Ne cesaret ediyor diyor. Ali sen git kurtul beni bırak, ben de bırakmadım diyor. Elli metre mesafemiz var. Çok aradım, bulamadım. O ara Yunanlılar gelmiş, kellesini kesmiş gitmişler. Bütün köyleri aradım civardaki diyor. Yorgun düşmüşüm. Bir ağacın dibindeyim. Rüyamda gördüm. Muhabbet ediyorum. O arada Selendi’den silah sesleri gelmeye başladı. Eyvah demiş, bayram ediyorlarmış.

Kula’nın müftüsü olsun, akrabaları olsun, her yönden yardım etmişler. Mesela cephanesi kalmıyormuş, bazen o Emine Ayşe vardı. O sekiz on yaşlarında kız çocuğuymuş. O çocuğun üzerine cephaneleri sararlarmış. Sekiz on yaşlarında çocukları aramazlarmış küçük diye. Kula2nın Söğüt dere mevkiine getirir o ağaçların arasında o mermileri teslim ederlermiş. Onun da Ayşe’nin de abisi şehit olmuş. Yani bu vatan kurtuldu da kimse kıymetini bilmiyor. Bak şimdi şu televizyon açıldığında şehit analarının, ben dayanamıyorum. Sekiz yaşındaki çocuk Kula’dan çıkıyor tarlaya diye kurşunları teslim ediyor.

Şimdi ondan sonra Essanın efe geçmiş amcamın yerine. Biraz babam derdi, korkaktı. Yunanı gördü mü korkuyor. Tamam biz de korkuyorduk ama biz vurup kaçıyorduk. Bir gün gene amcamın sağlığında Yuna kovalıyorlarmış, sıkışmışlar. Davalı kesiminde bir su değirmeni varmış. Ama su değirmenini Yunan işletirmiş. Geliyorlar o değirmene sığınıyorlar. Onlar 45 kişi o değirmenin arkasına sokuluyorlar. Yunanlılar geliyor onlar kalabalıkmış. O yunanlılar diyor ki, efe buradan geçmedi mi ? halbuki içerdeymiş tabii. O silahı dayamış, gene de o onları inandırmış orada olmadığına. Sonra kurtuluş savaşından sonra Balıveli bulmuş tesadüf denk gelmiş. Ondan sonra gitmiş devletten bir kağıt çıkarmış. Vesika. Yunanistan’a sağ salim gitmek için Ali amcamı. Ondan sonra Salihli’nin yanmasını önlemiş. Bir kişi daha varmış. İkisi altıyüzkırk esir almışlar. Yerli Rumlardan 640 gavuru Eşme istasyonuna teslim edecekler. Yunanistan’a gidecekler. Bu 640 gavurun üç beş tanesi yolda kendilerini kuyuya atmışlar. Kalanları götürmüş istasyon şefine teslim etmiş. İmzalı kağıt almış babam. Dört efe götürmüşler. Yemek falan yemişler. Dönecekler, gavurların hepsini teslim. Bak devlet bize teslim edin dedi. Biz demiş teslim ettik ya . ne zaman teslim ettin ? tren gelmedi daha. Biz demiş teslim ettik. Gel demiş göstereyim. O Eşme deresi varmış. Orayı göstermiş. O iki kişi haricinde hepsini kesmişler. İnsanlar oranın halkı kesmiş. Babam derdi ben katil değilim. Esir öldürmem. O gavurların hiçbirine silah sıkmadım. O zaman Kula’da çok Rum varmış. Ve Kula halkı bunların çoğunu kesmiş. Yunanlılar çok ızdırap veriyorlarmış. Hemen çıkın yapmışlar en kıymetli şeylerini iplikler ile iğnelerle dikmeye başlamışlar. Makara ile ipliği dikerken makara ikinci kattan aşağı yere düşmüş. Düşmekle sıçrayıp geri gelmesi bir olmuş. Demişler ki bizim gitmemize imkan yok. Bırakmışlar bütün işleri ertesi gün Atatürk’ün askerleri geliyor. Kula’yı yakmak için kaçmak için hazırlık yapıyorlarmış. Aslında o Rumlar Yunanlılar gelmeden iyi geçiniyorlarmış. Ama Yunan geldiğinde her şey bitmiş.”

“Hangi mahallelerde daha çok var ?”

“Zafer mahallesinde meydanda bir kilise var. Sonra Kula’nın kurtuluşu olacağı zaman Kula’nın çıkışını babam tutalım, diyor. Çok sıkışırsak karataşın içine çekiliriz diyor. Selen dağı Yıldız’da asker görünmüştür, diyorlar. Kula’nın Eşme yoluna çıkan yerde bunlar mevzileniyorlar. 45 kişi. Yuna geliyor, bunlar ateş ediyorlar. Ateşi gören Yunan ovaya iniyor. Alaşehir’e doğru Balıbeyi köyüne gidiyor. Eğer Kula’nın içinden o asker geçseymiş Kula yanıp gidecekmiş. Uşak’tan gelenleri yöneltiyormuş. Yunan taburu geliyor. Askeri elbiseyle bir binbaşı geliyor. Türk zannediyorlar. Ama Türkçe konuşuyormuş. İşte bu, Binbaşı Mehmet bilmem kim diyor. Niye burayıtuttunuz ? Aşağıyı tutun diyor. Aman efendim diyor biz burayı bırakamayız. Bıraksak Kula’yı Yunan götürür. Yok, yok diyor burayı bırakın. Benim askerlerim gelecek siz aşağı gidin. Bunlar daha oradan ayrılır ayrılmaz bir Yunan ateşi altında kalıyorlar. Efeler dağılıyor bağların içine. Sonra toparlanıyor, yeniden aynı yere mevzileniyorlar. Meğersem Yuna subayı Türk kıyafeti giymiş, onları aldatmış. Sonradan uyanmışlar ama 4 – 5 saat geçmiş. Bu arada Yunan da toparlanıp Kula’ya girememiş. Bunla yeniden gün doğmadan mevzilenme yerine çekilmişler. Geldikçe asker, bunlar kurşunu vermişler. O da dönüyormuş aşağıya doğru. O söğüt çayından geçerken cemile Abla’nın dedesinin koyunlarını beş koyun varmış, satırlamışlar gitmişler. Afyon’dan gelen Alaşehir’e gitmişler.”

“Kaç tane efe var ?”

“Kula’da babamla amcam 45 kişilermiş. Beş tane şehit vermişler. Ondan sonra bir daha katılan olmamış. Sonra Türk askeri geliyor. Bunlar o cepheyi bırakmıyorlar. Türk askeri geliyor, hadi gidelim İzmir’e gidelim diyor komutanlar. Siz bu yerleri biliyorsunuz, diyorlar. İzmir’de beğendiğiniz yer ganimet, sizin diyorlar. Essanın efe, ben gitmem diyor. Babam da ben gitmem diyor. Bakın vatan kurtuluyor, diyor gidelim hep beraber. Amcam öldükten sonra yerine Essanın Efe geçiyor. Babam da onun yardımcısı oluyor. Babamın lakabı “Şabanların Alo” deyince herkes tanır. Amcamın da ayakları çok genişmiş. Babaannem “Ah benim Yabayak oğlum”, dermiş. Yaba demek, harman savuran tahta kürek, demek. Yunanlılardan çok eziyet çekmişler.

Kula’da meydanlarda Eski Çeşme, Çukur Çeşme, Beş Ulalı Çeşme, Aşağı Çeşme, Hancı Çeşme, hepsinde devamlı su akıyordu. Pazar yerinin olduğu yerde Şah Süleyman’ın Çeşmesi vardı. Kula’nın yarenleri var. Sohbet yapılıyor. Yabayak Efe’nin türküleri var. Yabayak Efe 80 tane Yunan taraftarını Demirci kaymakamına teslim ediyor. Halkın içinden ispatlıyor, şahitliyor ve Demirci kaymakamına askerleri teslim ediyor. Türklerden efeyi gammazlıyorlar, ve Yunan taraftarı oluyorlar. Bunlara şirin gözüküyorlar. Türk askerinin yerini Rumlara söylüyorlar.”

“Peki o zaman Demirci işgal altında değil mi?”

“Demirci işgal altında ama, onlar dağa çekilmişler yani kaymakam askerlerle beraber dağa kalkmış, askeri elbiseleri mevcutmuş. Hanımı, çocuğu ile dağa gitmişler. Onun adamlarından birinin ismi Kato Mehmet.

Amcam şehit olurken şehitlerden bir tanesi de o. Şimdi bunlar Kula’nın şehitliğinde. 35 –40 kişi yatıyorlar. Tabii Yunan kaçarken de bazılarını şehit etmiş. Bunlar ara ara şehit olmuşlar. Yunan giderken çok eziyet yapmış. Çocukları süngüye takmış.

Halep’te evlenmiş amcam. Kayınpederi çok zenginmiş. Verdikleri harçlıklardan üstünden iki torba altın çıkmış. Çocukları varmış. Çocuğu doğmadan gelmiş. Karısı hamileymiş, dönerim demiş ama dönememiş. Yabaayak 20 yaşındaymış. Babamla arasında 5 yaş var. Bunlar askere erken gitmiş. Seferberlik vardı ya, 20 yaşını beklememişler. 20 yaşında Efe olmuş. Kula’nın Balıbeyi köyü varmış. O gavurun süt kazanları varmış. Orda amcam Balıbeyi köyüne geldiğinde o kazanları bombalamış. Oradaki gavurların hepsini öldürmüş. Söz vermiş bir daha sizin köye gavur ayağı bastırmayacağım. Yunan giderken bile oraya uğramamış. Çünkü orası çok sapaymış. Bütün oranın sütlerini alırlar, orda yoğurt yaparlarmış. Kendi ihtiyaçlarını karşılarlarmış. Bütün kazanlarını bombalamış amcam. O köyün insanları çok candan, çok dürüstmüş. Kula’nın tam güneyinde, güneydoğuda kalıyor.

Babam bir kamyon karpuzdan 20 – 30 tane alırdı. Teneke teneke yurdun her tarafından karpuz kavun çekirdeği alırdı. Ziraatçılık yaptı sonradan. Biz kıymetini bilemedik. Tenekenin kapağını açık bıraktı çocuklar. Ordan bir fare hepsini halletmiş. 20 – 30 – 40 senede çekirdeğe 100 sene rutubet aldırma, bozulmaz. Eskiden insanlar çok samimiydiler. Mesela kız istensin büyükler hatırı geçen insanlar o kızı isterdi. Yemekler verilirdi. Sohbetler yapılırdı. İleri gelenler Söğüt çayında kuzu kesilir, sonra olmayan bir yiyecek birisinde çoksa, o muhakkak dağıtırdı. Mesela bizim çok arımız vardı. Satmak nedir, bilmezdik. Fakir fukaraya eş dost, 20 – 30 tenekeye yakın bal dağılırdı. Hastalar için ayrı içine baharat karıştırılırdı. Ya kaldırır ya da o bal adamı öldürür. Ama mutlaka kaldırırdı. Bal yediğin zaman üstüne su içmeyeceksin. Karnını ağrıtır. Onun ilacı, tarhanadır. Tarhanadan yakı yaparlar. Evvel, kavun karpuz satılmazdı. Kula’da hep eşe dosta dağıtılırdı. Olmayanlara olanlar dağıtırdı.”

“O Rumlardan kalan olmadı mı buralarda ?”

“Rumlardan kalan bir Alistri doktor kalmış. O Alistri doktor, çok usta bir doktormuş. Bir gün bir evin önünden geçerken ölüler evin içinde. Çarşaf gererler, yıkarlarmış. Kim öldü demiş, bir kadın öldü demişler. O sokaktan akan suyu almış elinle kokmuş. Bu kadın ölü değil, bu ölü suyu değil, demiş. Bu yıkadığınız insan ölü değil, çekilin muayene edeceğim demiş. Tabii bu kurtuluş savaşından sonra olmuş. Hamileymiş kadın. Bana bir demir getirin. Yün eğirdikleri şişi getirmişler. Onu kızdırmış ateşte, demişki çocuk doğduğunda sağ avucunun şurası yanık olacak. Çocuk doğduğunda orası yanıkmış. Çocuk da, kadın da kurtulmuş.”

...

 

YABAAYAK TÜRKÜSÜ

Kınalıdır Yabaayağın tazısı
Ne kara imiş alnımızın yazısı
İhsan oğlu anasının kuzusu
Avcılar bayramına varamadınız mı?
Çatık kaşlı Yabaayağı göremediniz mi?
Yabaayağı cavur köyünde bastılar
Bastılar da kellesini kestiler
Kestiler de gül dalına astılar
Avcılar bayramına varamadınız mı?
Çatık kaşlı Yabaayağı göremediniz mi?
İhsan oğlu iner gelir inişten
Tozlukları görünmüyor gümüşten
Vallahi hacı haberim yok bu işten
Avcılar bayramına varamadınız mı?
Çatık kaşlı Yabaayağı göremediniz mi?

Yabaayak İhsanoğlu çetesi reisidir. Yunan işgali yıllarında Kula ve çevresinde faaliyet göstermiş Yunan takip müfrezesi (Lüfaz müfrezesi) ile yapılan çatışmada şehit düşmüştür. Yukarıdaki Türkü onun adına bestelenmiştir.

4 Eylül 1922 Kula’nın kurtuluş günüdür. Bu büyük gün için canlarını hiç çekinmeden feda eden şehitlerimizin anısına Kula’nın Demirkapı mevkiinde bir abide dikilmiştir. Abide üzerinde şu sözler yazılıdır:

“Ey ziyaretçi,

Burada yatan şehitlerin üzerinde yükselen bu abide Cumhuriyet adına yapılmıştır. Cumhuriyetin ilan edildiği gün 29. Ekim. 1339 (1923) yılı vatanın kurtuluş ve özgürlüğü uğrunda canlarını veren aşağıda adları yazılı şehitlerimizi ve Kula’nın Yunan boyunduruğundan kurtulduğu 4.Eylül.1338 (1922) gününü unutma ve saygı ile an !”

ŞEHİTLERİN ADLARI

Kula’lı Şaban oğlu Mehmet YABAAYAK
Kula’lı Buruşuk oğlu Mehmet
Kula’lı Buruşuk oğlu Adil
Kula’lı İhsan oğlu Hüseyin
Kula’lı Burgazlıoğlu Yunus Ahmet
Kula’lı Kilimcigöldelioğlu Fehmi
Kula’lı Kerim oğlu Şerif
Kula’lı Sandalköy. Sirkecioğlu Mustafa
Kula’lı Sandalköy Köseoğlu Mehmet
Kula’lı Menye bucağından Çoban oğlu Halil
Kula’lı Menye bucağından Çakırahmatoğlu Ahmet
Kula’lı Menye bucağından Yapıcıoğlu Mustafa
Kula’lı Kenger köyünden Akçaoğlu Mehmet
Kula’lı Kenger köyünden İlyasoğlu Ali
Kula’lı Kenger köyünden Ayrancıoğlu Ali
Kula’lı Kenger köyünden Karamusoğlu Süleyman
Kula’lı Gölde köyünden Kabakçıoğlu Ahmet
Salihli Salihli Donbaylı Köyünden Mehmet
Salihli Salihli Arnavut Hasan
Alaşehirli Tabak Hüseyin
Alaşehirli Caber Fakılı köyünden Abdullah
Alaşehirli Karacalaar köyünden Mehmet Ali
Demircili Kako Mehmet
Demircili Üşümüşlü Kamil Çavuş
Balıkesirli Ramazan Çavuş
Yenişehirli Kürtoğlu Necip

Geri